my heart is blue

merve şebnem oruç

1 note &

Suriye’yi unuttuk mu?

Hakikaten… Suriye’yi unuttuk mu?

Yeni başlayanlar için Suriye ve Irak’ta yaşananları IŞİD zulmü üzerinden okumak kolay. O yüzden kendine ‘antiemperyalist’ diyen gruplar ve NATO’nun sözünden çıkmayanları aynı şemsiye altında aynı İslamofobik argümanlarla birleştiren IŞİD canavarıyla yatıp kalkması da normal Orta Dünya›da üç dört sene öncesini hatırlamayanların… Peki ya biz?

Devamı…

0 notes &

Davutoğlu Başbakan, durmak yok yola devam

Ve Türkiye’de direkt olarak halkın seçim yaptığı ilk Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, Recep Tayyip Erdoğan’ın ilk turda kazanarak Cumhurbaşkanı olmasının ardından Başbakan da belli oldu: Ahmet Davutoğlu. 61. Hükümet Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olması sebebiyle düşüyor. Dünkü tarihi Ak Parti Kongresiyle birlikte Ak Parti Genel Başkanlığı koltuğuna oturan Ahmet Davutoğlu 62. Hükümet’i kuruyor.

Gezi kalkışmasıyla başlayan ve 17 Aralık’la devam eden 10 Ağustos sürecinde, Erdoğan’dan sonra 17 Aralık’ta görünür hedef olan dört bakandan bile daha çok eleştirilen isimdi Davutoğlu. 

Devamı…

1 note &

'Jihadi Johns' are your fault, not ours

So, the news media has a new supervillain. His name is Jihadi John. In a video uploaded on YouTube last week, James Foley, an American photojournalist who was covering the Syrian Civil War when he was abducted on Nov. 22, 2012 in northwestern Syria, was beheaded by a masked man with a London accent.

He is the latest toy of the Western story makers. Well, it’s not clear who he is yet but he deserves a cool nickname. Several experts say the video of the murder was a sham while many agree that it was staged and edited, but the manhunt has already begun. 

More…

6 notes &

Hayrünnisa Sultan

image

Muhteşem Yüzyıl dizisi Türkiye’de tarihe olan ilgiyi artırdı. Dizinin bir iki bölümünden fazlasını izlediğimi söyleyemem ama gerek medyada gerek sosyal medyada yapılan yorumlar sebebiyle izlemiş kadar oldum ben de.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün hafta içi verdiği son resepsiyonun en çok tartışılan konusu olan Hayrünnisa Gül’ün acayip çıkışlarını okuduğumda gözümün önünde dizinin meşhur Hürrem Sultan karakteri canlanıverdi. Hürrem Sultan’ın gerçekte nasıl bir karakter olduğu ayrı bir konu tabi… Bahsettiğim dizideki Hürrrem ve onunla ilgili yazılıp çizilenler. Sarayda var olabilmek için canını dişine takmış biri… Kendisini istemeyen sistemle mücadele etmek için çıktığı yolda saray sistemini benimsemiş, sistemin baş uygulayıcılarından biri olmuş bir dışarıdan gelen… Taht savaşları, saray entrikaları ve oyunlarla dolu bir ömür geçiren, yetki ve hakkının olmadığı pek çok konuda sınırları zorlayan bir kadın karakter…

Nasıl da benziyordu Hürrem karakteri Hayrünnisa Hanım’a… Başı örtülü diye kendisini üniversitelerine dahi istemeyen, Çankaya Köşkü’nde varlığının teklif dahi edilmesinden rahatsız olan, bunu engellemek için Genelkurmay’da toplantılar düzenleyen, Cumhuriyet Mitingleriyle, Anıtkabir’e çıkmalarla elinden geleni ardına koyan sistemin, geçen zaman içinde bir parçası olan ‘first lady’e…

Bugüne kadar kendisi ve köşkteki tavırlarıyla ilgili olan dedikodular ve yorumlar sadece birer iddiadan ibaretken, Hayrünnisa Gül, Çankaya Köşkü’nden ayrılmak üzereyken söyledikleri ve söyleme şekliyle neredeyse hepsinin doğru olabileceğinin işaretini vermiş oldu.

Derlerdi ki hep, Hayrünnisa Gül, Abdullah Gül’ün danışmanlarına bile karışır. Onun istemediği kimse çalışamaz. Derlerdi ki hep, istemediği bir gelişme yaşandığında bunu aksine çevirmek için her şeyi göze alır. Derlerdi ki hep Abdullah Gül’ü sık sık zor durumda bırakır. Derlerdi ki hep, köşkü boyatır, beğenmez bir daha boyatır, beğenmez bir daha boyatır.

Duyardım da inanmazdım. O yüzden Zaman Gazetesi’nin ana sayfasında “Bu süreçte bazı yaşadıklarımızı, 28 Şubat döneminde benim başörtümün tartışıldığı günlerde bile bu kadarını görmedik.” açıklamalarını gördüğümde gözlerime inanamadım. Kendileri köşke yerleştikten sonra, sanki başörtüsünden dolayı okuyamayan, çalışamayan başörtülü kadınların sorunları bir kalemde hallolmuş gibi ya da 28 Şubat’ı bir tek kendisi yaşamış gibi, başörtüsü mağduriyetlerini bu denli hafife alarak, kişisel konulara meze yaparak konuşmasına inanamadım.

“Şimdi ben de susuyorum; ama fazla susmayacağım; asıl intifadayı ben başlatacağım.” ifadesinin, nasıl bir kalkışma niyetinde olduğunu düşündürmesi bir kenara, “intifada”yı bu kadar küçümsemesine inanamadım. Keşke Gazze’de yüzlerce insanın öldüğü, Gazze’nin soykırımla karşı karşıya kaldığı günlerde mazlum bir halkın önemli sembollerinden birini bu kadar kolay harcamasaydı da, Çankaya Köşkü’nden ayrılma vaktinin, kendisinde Nakba günü gibi bir sürgün, bir felaket duygusu oluşturduğunu çaktırmasaydı Hayrünnisa Hanım.

"Daha bugün 7 tablo astım; eğer buraya (Köşk) zarar verecek davranışları olursa karşılarında beni bulurlar.” demeseydi de, Çankaya Köşkü’nün sembolü olduğu eski Türkiye’yi, onun taşlarını, onun duvarlarını, bir zamanlar 28 Şubat’ın planlandığı o odaları, bir zamanlar onun başörtüsünün tartışıldığı o koltukları o denli sevdiğini, onlara bu denli bağlandığını bilmeseydik onun.

Gezi Olayları sırasında memleket yerinden oynarken köşkün bahçesinde ev dekorasyonu dergileriyle, neredeyse Marie Antoinette’le yarışan, yol arkadaşları darbe tehdidi ile karşı karşıyayken onları son bir yılda olabilecek en kötü şekilde yalnız bırakanların, bugün yalnız bırakılmaktan söz etmeden önce bir durup düşünmesini, sonrası susmasını beklerdik. Eski sistemin avlamaya çalıştıklarının sistemi bu kadar içselleştirdiğini, bu kadar benimsediğini görmeyi beklemezdik. Yeni bir sistem, adil bir düzen kuracakken sistemin çarkları arasında kaybolmaktan bu kadar memnun olabileceklerini düşünemezdik. Ne kadar uzun süre saklarsan sakla, demek ki erken olmasa bile geç, er ya da geç, dökülüyormuş ortaya her şey…

“Tabi,” diyor insan, “Abdullah Gül elbette saklar gazeteleri, kapatır televizyonları…” Kapatmasa köşkün duvarları arasında nasıl kıyametler kopar Allah bilir…

Ama tabi… Her şey daha şaşalı, daha havalı, atlı, katlı, yatlı, tahtlı bir köşk için… Darısı İstanbul’daki villanın duvarlarının, o duvarların tablolarının başına…

0 notes &

MO Blues

CNN International’ı izliyor musunuz bilmiyorum? Ben özellikle Missouri’nin yaklaşık 20.000 kişilik nüfusa sahip küçük şehri Ferguson’da çıkan olayları Amerikan medyasının nasıl ele aldığını merak ettiğim için bu aralar sık sık bakıyorum. Bolca CNN izliyorum, MSNBC, Fox News… Hatta yerel kanallara dahi bakıyorum.

Örneğin Missouri (MO) Valisi Jay Nixon’ın eyalette olağanüstü hal sokağa çıkma yasağı uygulanmaya başlayacağını ilan ettiği gece… 

Devamı…